Öğrenciye not verir gibi, ülkelere not vermek

Yayınlama: 05.08.2023 10:21:00 Güncelleme: 09.08.2025 10:45:02

Öğrenciye not verir gibi, ülkelere not vermek

EKONOMİ BORSA GAZETESİ

Sermaye hareketliliğinin serbestleştiği bir dünyada paranın nereye gideceğini kontrol etmek çok zor. Kimi yatırımcılar riskli varlıklardan hoşlanırken, kimileri ise güveli liman olarak görülen ülkelere yatırım yapmayı tercih ediyorlar. Bu kararların verilmesi için ise, kredi derecelendirme kuruluşlarından alınan notlar büyük önem taşıyor.

Sanayi Devrimi ile dünya, önemli bir dönüşüme girdi. Artan üretim, altın ve gümüşün tek zenginlik kaynağı olduğu merkantilist inanışın gücünü yitirmesi ve diğer çeşitli nedenler, küreselleşmenin yolunu açtı. Bu gelişme dünya ülkelerini birbirlerine yakınlaştırdı. Serbestleşen sermaye hareketleri ve sıkı ticari ilişkilerle birlikte yatırımlar ve üretim hızla arttı.

Bu küreselleşme hareketi, zaman zaman 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı gibi kritik olaylar nedeniyle zorluklar yaşasa da ülkeler ekonomik olarak giderek daha sıkı bağlarla birbirlerine bağlandılar. Küresel ticaret hacmi arttı, sermayenin ucuz ancak ücretlerin pahalı olduğu ülkeler, ucuz işgücü potansiyeline sahip ülkelere büyük oranlarda yatırım yapmaya başladılar. Hükümetler, birbirlerine borç vererek bu bağları daha da güçlendirdiler. 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'nın yeniden imarı için kurulan EBRD (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası), küresel ticaretin durmasını engellemek için kurulan Dünya Bankası ve ödemeler dengesinde sorun yaşayan ülkelerin iflasını önlemek amacıyla kurulan Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlar, küreselleşmenin yasa koyucuları olarak görev yaptılar.

Küreselleşme arttıkça ve sermaye hareketliliği serbestleştikçe yatırımcılar kendi ülkeleri dışında diğer ülkelere de yatırım yapmaya başladılar. Amerika gibi sermayenin ucuz ancak ücretlerin görece pahalı olduğu ülkeler, Çin gibi ücretlerin ucuz olduğu ülkelere yatırım yaparak üretim faaliyetlerini buralara taşıdılar. Bununla birlikte ülkeler, kendilerine çeşitli amaçlarla finansman sağlamak amacıyla çeşitli borçlanma araçları ihraç edip yabancı ülkelere sattılar.

Ancak ortada bir sorun vardı. Her yatırım aracının bir riski olduğu gibi, bir ülkeye çeşitli sebeplerle borç vermek veya yatırım yapmanın da bir riski vardı. Bu risk Amerika Birleşik Devletleri için farkıyken, herhangi bir Afrika ülkesinde için daha farklıydı. İşte bu riski ölçmek için sahneye kredi derecelendirme kuruluşları davet edildi.

Kredi derecelendirme kuruluşları, ülkelerin ve şirketlerin kredi değerliliklerini bağımsız bir şekilde ölçen önemli kuruluşlardır. Fitch Rating, S&P Global ve Moody's gibi üç büyük firma, yatırımcılara ve borç verenlere rehberlik ederek bu değerlendirmeleri yaparlar. Bu değerlendirmeler sonucu kuruluşlar ülkelere veya şirketlere "A" ile başlayarak "C" veya "D" ye kadar düşen notlar verirler. Yüksek bir kredi notu, borçların kolaylıkla ödenebileceğini gösterirken, düşük bir not ödemelerde zorluklar yaşanabileceği ve hatta temerrüde düşme riskinin olduğunu işaret eder.

Kredi derecelendirmeleri, yatırımcılar ve borç verenler için büyük önem taşır. Bu notlar, bir kuruluşun veya hükümetin borç alırken ne kadar faiz ödeyeceğini veya kredi alıp alamayacağını belirlemeye yardımcı olur. Aynı şekilde yatırımcılar için de hayati bilgiler sunar, çünkü düşük bir kredi notu, ihraç edilen menkul kıymetlerin daha yüksek risk taşıdığını ve dolayısıyla daha yüksek faiz oranlarının talep edilebileceğini gösterir.

Örneğin, Almanya'nın Fitch tarafından belirtilen kredi notu en yüksek değer olan AAA'dır. Bu kredi değerliğine sahip Almanya, küresel piyasalardan yüzde 2 ile yüzde 5 arasında geniş bir oranda rahatlıkla borçlanabilirken, kredi değerleme notu Fitch tarafından en düşük seviyeye yakın “B” olarak belirtilen Mısır, borçlanmak için yüzde 28’leri aşan faiz imkânı sunmak zorunda.

Kredi derecelendirme kuruluşları, bir kuruluşun veya hükümetin kredi notunu belirlemek için ödeme geçmişi, borç miktarı, nakit akışı ve genel ekonomik görünüm gibi birçok faktörü değerlendirirler. Ancak günümüzde en çok göz önünde bulundurulan değerlendirme kriterlerinden biri de siyasi gelişmelerdir. Fitch, Moody’s ve S&P gibi kuruluşlar, özellikle bir ülkede gözlemlenen siyasi istikrarsızlığın, ekonomik istikrarsızlığı beraberinde getireceği inancı ile, istikrarsız bir görünüm sergileyen ülkelerin kredi notlarını aşağı yönlü revize etmekten çekinmemektedirler.

YATIRIM İÇİN EN RİSKSİZ ÜLKELER


Fitch, Moody's ve S&P gibi kuruluşlar, siyasi istikrar, ekonomik gelişmişlik düzeyi, yasa ve düzen uygunluğu, finansal piyasaların etkinliği gibi birçok faktöre bakarak ülkelerin kredi notlarını belirlerler. Bu değerlendirmeler sonucunda Avustralya, Hollanda, Danimarka, Almanya ve Norveç gibi ekonomik olarak gelişmiş ve hukukun üstünlüğünün sağlandığı ülkeler “AAA” olarak ifade edilen en yüksek kredi notuna sahip olurken, Türkiye, Mısır, Moğolistan gibi ülkeler ise, bu kuruluşlar tarafında yatırım yapılabilir seviyenin oldukça altında bir seviyede olarak nitelendirilen ve oldukça spekülatif olarak ifade edilen “B” notu ile değerlendiriliyorlar.

KREDİ NOTLARININ ANLAMLARI

Kredi derecelendirme kuruluşları, ülkeleri değerlendirirken AAA seviyesinden CCC ve D seviyesine kadar toplam 18'den fazla ayrı kredi notu kullanır. Bu notlar, yatırımcılara farklı sinyaller verir. En yüksek kredi notu olan AAA, yatırımcılara güvenle yatırım yapılabilir bir ülke olduğu sinyalini verirken, CCC olarak ifade edilen kredi notu, o ülkenin aşırı spekülatif ve dolayısıyla riskli bir yatırım tercihi olduğunu belirtir. BBB- veya Baa3 seviyesinin altında kalan bir not, yatırım yapılabilir seviyenin altında olarak nitelendirilirken D olarak ifade edilen not ise ülkenin mali yükümlülükleri karşılayacak durumda olmadığını ifade eder.

Kredi notları, geleceğe yönelik beklentileri göstermek için + ya da - işaretleri (S&P ve Fitch tarafından kullanılır) veya 1, 2 veya 3 sayıları (Moody's tarafından kullanılır) ile tamamlanır. Örneğin, S&P ve Fitch'ten BBB– almış bir ekonomi ile BBB almış bir ekonomi arasında fark vardır. BBB almış ekonomi, BBB– almış ekonomiyle aynı not derecesine sahip olsa da daha güçlü olarak değerlendirilir. Benzer şekilde, Moody’s tarafından Baa1 almış bir ekonomi ile Baa2 almış ekonomi arasında da farklar bulunur. Baa1 almış bir ekonomi, Baa2 almış ekonomiye göre daha güçlü olarak nitelendirilir.

TÜRKİYE, KREDİ NOTUNDAN “SINIFTA KALDI”

Türkiye'de 28 Mayıs seçimlerinin ardından yeni atanan Mehmet Şimşek ve Hafize Gaye Erkan liderliğindeki ekonomi yönetimi, "rasyonel zemine dönüş" vurgusu yaparak alacakları kararların bu yönde olacağını belirtmişti. Ancak, yapılan "rasyonel zemin" vurgusuna rağmen, alınan tedbirler yapısal reformları içermediği ve bazı siyasi kesimlerin baskıları altında alındığı eleştirilerine maruz kaldı.

Ekonomideki belirsizlikler artarken, içeride yükselen döviz kuru ve buna eşlik eden Borsa İstanbul’un yanı sıra enflasyon beklentileri de yükseldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2023 yıl sonunda enflasyonun yüzde 58 seviyesinde olacağını açıklarken, J&PMorgan, Barclays ve Fitch gibi uluslararası kuruluşların beklentisi, TCMB ile uyumlu olarak ortalama yüzde 50'nin üzerinde seyrediyor.

Bu dönemde Türkiye özellikle döviz rezervlerinde bir rahatlama sağlamak için “sıcak para” arayışına başladı. Önce TCMB Başkanı Erkan ve Bakan Şimşek, ardından ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Körfez’e giderek, burada ticari bağlantılar kurmak için çalışma gösterdiler. Sonuç olarak Körfez’den Türkiye’ye “yatırım” adı altına bir sermaye akışı olması planlanıyor.

Bu “sıcak para” avının aksine, Türkiye’nin uzun vadeli yatırım yapılabilir seviyede görülmesi için bazı gelişmelerin yaşanması gerekiyor. Özellikle uluslararası derecelendirme kuruluşları olan Fitch, Moody's ve S&P'nin Türkiye'ye yönelik verdiği kredi notları, yabancı yatırımcılar açısından büyük önem taşıyor. Düşük kredi notuna sahip bir ülke, yüksek kredi notuna sahip bir ülkeye kıyasla daha yüksek faiz oranlarıyla piyasalardan borçlanabiliyor. Bununla birlikte yatırımcılar, genellikle düşük kredi notuna sahip riskli ülkelerde, kısa vadeli kazanç fırsatlarını değerlendirip paralarıyla ülkelerine geri dönme eğiliminde oluyorlar. Olumlu bir kredi notu ise, yatırımcıların ülkeye yönelik uzun vadeli yatırım kapasitesini artırıyor.

Türkiye’nin güncel kredi notu ise ne yazık ki yatırımcıları cezbedecek düzeyin oldukça altında kalan “B” seviyesinde bulunuyor. Değerlendirmelere ve ortak yargıya göre, bu notu alan ülkelere yapılan yatırımlar “spekülatif” ve “riskli” olarak tanımlanıyor.

Bununla birlikte Türkiye’nin kredi notu geçmişi de pek parlak sayılmaz. 1992 yılından beri yapılan değerlendirmelerde, Türkiye sadece 5 yıl yatırım yapılabilir seviyede bir kredi notu alırken bu görüşün bütün kredi derecelendirme kuruluşları tarafından onaylandığı yıl ise sadece iki. 1992 ve 1993 yıllarında Türkiye’nim, hem S&P hem Fitch, hem de Moody’s’ten aldığı notlar, yatırım yapılabilir seviyeleri işaret ediyordu. 2013, 2014 ve 2015 yıllarında ise Moody’s ve Fitch’in Türkiye’ye yönelik kredi değerlendirmeleri yatırım yapılabilir seviyede bulunurken, S&P tarafından yapılan değerlendirme ise yatırım yapılabilir seviyenin altında bulunuyordu.

FITCH, ABD’NİN “NOTUNU” KIRDI

Geçtiğimiz aylarda borç tavanı krizi ile gündemi sarsan ABD, piyasaların çok korktuğu “temerrüt” tehlikesini, kongreden alınan borçlanma onayı ile aştı. Her ne kadar tehlike aşılsa da Fitch geçtiğimiz günlerde, aralarında borç tavanı krizine gönderme de olan birkaç sebep sunarak ABD’nin kredi notunu düşürdü.

Fitch'den yapılan açıklamada, ABD'nin notunun düşürülmesinin gelecek 3 yıl içinde beklenen mali bozulmayı, yüksek ve büyüyen genel hükûmet borç yükünü ve tekrarlanan borç limiti açmazlarının yol açtığı ifade edildi. Açıklamada, kredi derecelendirme kuruluşunun ABD'nin uzun vadeli kredi notunu "AAA"dan "AA+"ya düşürdüğü, görünümü negatif izlemeden durağana çevirdiği bildirildi.

Doların babası ve mevcut konjönktürde dünyanın en güçlü ekonomisi olarak belirtilen ABD’nin kredi notundaki bu gerileme, piyasalarda büyük yankı uyandırdı. Çoğu ekonomist ise Fitch’in bu hamlesine bir anlam veremedi.

Aslında, Fitch’in bu hamlesi piyasalar tarafından pek de nadir rastlanan bir olay değil. S&P, Moody’s, ve Fitch, düzenli aralıklarla ABD ekonomisine yönelik yayımladıkları değerlendirme raporlarında, kredi notunu sabit bırakırken, görünümü ile revize etmekten çekinmiyorlar. Bununla birlikte ABD’nin kredi notuna ilişkin olarak ilk düşürme hamlesini yapan Fitch’de değil. 2011 yılında S&P ABD’nin kredi notunu “prime” olarak ifade edilen AAA’dan düşürerek AA+ seviyesine revize etmiş ve bu dönemden sonra ülkenin kredi notunu bir daha yükseltmemişti. Bu bağlamda, aslında S&P’nin on yılı aşkın bir süre önce düşürdüğü kredi notunu tekrar yukarı yönlü revize etmemesi, kredi derecelendirme kuruluşlarının ABD’ye yönelik bazı soru işaretleri olduğunu da gösteriyor. S&P’nin ardından kredi Fitch’in de ABD’nin kredi notunu düşürmesinin ardından, ülkeye yönelik tek AAA kredi notunu veren kuruluş ise Moody’s kaldı.

FıTCH’İN KARARI ÇOK ELEŞTİRİLDİ!

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaparak, Fitch'in kararına katılmadığını belirtti. Yellen, Fitch'in kararının "keyfi ve güncelliğini yitirmiş verilere dayandığını" iddia ederek, ABD'nin birçok göstergeye dayanarak ilerleme kaydettiğini savundu. Yellen, "Fitch'in kararı, Amerikalıların, yatırımcıların ve dünya genelindeki bireylerin zaten bildiği gerçekleri değiştirmez." şeklinde konuştu. Son birkaç yılda ABD ekonomisinin hızla toparlandığını vurgulayan Yellen, işsizlik oranının tarihi düşük seviyelere yakın olduğunu, enflasyonun geçen yazdan bu yana önemli ölçüde düştüğünü ve ABD ekonomisinin büyümeye devam ettiğini hatırlattı.

Bu karara bir tepki de JP Morgan CEO'su Jamie Dimon'dan geldi. Dimon, "ABD'nin uzun vadeli kredi notunun düşürülmesinin sonuç olarak önemli olmadığını çünkü borçlanma maliyetlerini piyasa belirler, derecelendirme kuruluşlarının değil." dedi.

Eski ABD Hazine Bakanı Larry Summers ve Allianz SE Baş Ekonomisti Mohamed El-Erian, ABD'nin ekonomisindeki direnç göstergelerini göz önünde bulundurarak Fitch Ratings'in kredi notunu düşürme kararını eleştirdi. Larry Summers, ABD'nin uzun vadeli bütçe açığıyla ilgili endişelerine rağmen, ülkenin borçlarını ödeme kapasitesinin sorgulanamayacağını belirtti. Mohamed El-Erian, not indiriminin piyasaları etkileme olasılığının düşük olduğunu ifade etti.