SAFA GÜMÜŞ
Yatırımcılar, finansal piyasalarda umut ettikleri getiriyi elde etmek için riskleri dikkatlice değerlendirirler. Bu dengeyi sağlamak için, hisse senedi piyasasında başarının temel taşlarından biri, teknik ve temel analizin yöntemleridir. Bu analiz yöntemleri, yatırımcılara gelecekteki kazanç potansiyelini daha net bir şekilde görmelerine yardımcı olurken riskleri de minimum düzeye indirmeleri için onlara fırsat sağlar.
Finansal piyasaların varlığından bu yana yatırımcılar, çeşitli yöntemler kullanarak tasarruflarını değerlendirmeye çalışmışlardır. Hisse senetleri, tahviller, bonolar ve diğer yatırım araçları, yatırımcıların gelir elde etme amacıyla paralarını yatırdığı araçlar arasında yer alır. Bu bağlamda, son dönemde özellikle yurtiçi yatırımcıların ilgisini çeken Borsa İstanbul Pay Piyasası gibi hisse senedi piyasaları özel bir yere sahiptir.
Hisse senedi piyasası, şirketlere ilk halka arzları esnasında bir finansman desteği sağlarken, bu finansmanı, arz olduğu halktan (ya da kurumsal vb diğer yatırımcılardan) elde eder. Tasarruf sahipleri ise yatırımlarının karşılığı olarak bir getiri elde etmeyi umarlar. Bununla birlikte halka arz olan şirketlerin hisse senetleri, ikincil piyasalarda, yani her gün saat 9:40’da emir girişi almaya başlayan ve saat 10:00 itibarıyla sürekli emir almaya başlayan Borsa İstanbul’da işlem görür. Yatırımcılar, şirketlerin ilk halka arz olmalarının ardından, bu şirkete ait payları, diğer yatırımcılar arasında trade ederek veya ellerindeki hisse senetlerini uzunca bir süre koruyarak getiri elde etmeyi amaçlarlar.
Yukarıda bahsettiğimiz kısım, aslında bakılırsa, fon arz eden ile fon talep eden iki ayrı kesimin yalnızca tek bir pencereden izlediğimiz hareketidir. Finansman ihtiyacı olan bir firma, fon fazlası olan bazı ekonomi aktörlerine, firmasından bir miktar pay vererek finansman ihtiyacını karşılar. Fon fazlası olan kesim ise, bu fonu bir miktar getiri umuduyla finansman ihtiyacı olana verir.
Bir miktar getiri umuduyla… İşte belki de genel çerçeve de yatırım ve dar çerçevede hisse senedi yatırımı için en önemli cümle bu. Bir miktar getiri umuduyla yapılan yatırımlar, genel çerçevede yatırım yapmanın ve dar çerçevede ise özellikle hisse senedi yatırımının temel motivasyonunu oluşturur. İnsanlar veya kuruluşlar, ellerindeki fon fazlasını, potansiyel bir kazanç elde etmek amacıyla başkalarına yatırım yaparak değerlendirmeyi tercih ederler. Bu durum, sıklıkla tasarruf sahipleri olarak adlandırılan bireyler veya kurumlar arasında geçerlidir.
Fon fazlasına sahip olanlar, yani genellikle şirketler, hane halkları veya diğer ekonomik aktörler, paralarını belirli bir faiz karşılığında bankalara yatırarak, tahvil veya bono gibi yatırım araçlarına yatırım yaparak gelir elde etmeyi hedeflerler. Bu tür yatırımların arkasında, umut edilen bir getiriyi elde etme isteği yatar. Ancak bu strateji, beraberinde bir miktar risk taşıyan bir oyunu da içerir.
Çünkü elde edilmeyi umduğunuz kazancın garantisi yoktur; piyasa koşulları, ekonomik dalgalanmalar ve diğer faktörler nedeniyle yatırımların değeri azalabilir veya artabilir. Yatırım yaparken getiri hedeflerine ulaşmak için risklerin dikkatlice değerlendirilmesi ve yönetilmesi önemlidir.
Rasyonel yatırımcılar, riskin potansiyel getiriden daha az olduğu durumlarda yatırım yapmayı tercih ederler. Bu doğrultuda her yatırımcı, yatırımın olası riskini azaltmayı ve yatırımın gelecekti kazanç oranını net bir şekilde görme çabası içerisine girer. Bunun için ise hisse senedi piyasası özelinde yatırımcılar geniş bir çerçeve de iki yönteme başvururlar. Teknik ve temel analiz.
SAHİDEN, BEN NEYE YATIRIM YAPIYORUM?
Yatırım yapmayı düşünen ve dolayısıyla fon fazlası olan bir ekonomik aktör, eğer bir hisse senedi satın aldıysa, aslında bir kağıt parçası veya dijital ortamda sürekli değer kaybeden veya kazanan bir şey satın almış olmaz. Aldığı hisse senedi, gerçek dünyada, gerçekten iş yapan, müşterileri ve çalışanları olan, mal ve/veya hizmet üreten, ihracat ve/veya ithalat yapan, bir değer üreten, bir yerlerde üretim tesisi veya ofisi olan, dolayısıyla reel değere sahip bir firmayı temsil eder.
Temel analiz, bir şirketi ekonomik değerlerini ve işleyişini dikkate alarak incelemenin bir yöntemidir. Bu inceleme, şirketin varlıklarını, yükümlülüklerini, özkaynaklarını, gelirini, giderini, faaliyet gösterdiği sektörü ve şirketi tüm açılardan mevcut ekonomik koşullar ışığında değerlendirmeyi amaçlar. Bu süreç, yatırımcılar için önemlidir çünkü yatırım yapacakları şirketi daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Yatırımcılar, potansiyel yatırımlarını değerlendirirken, şirketin faaliyetlerini, gelirlerini, yönetim kadrosunun güvenilirliğini ve gelecekteki kazanç potansiyelini anlamak isteyeceklerdir. Sonuç olarak, yatırım yapma veya yapmama kararları, bu tür sorulara verilen cevaplarla şekillenir.
Bu çerçevede, bir şirketi temel analiz yaparak incelemek isteyen yatırımcılar için üç temel unsur bulunmaktadır. İlk unsur, şirketin faaliyet gösterdiği ekonomi veya ekonomilerin genel durumunu anlamak, ikincisi, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün hem yerel hem de küresel düzeydeki koşullarını değerlendirmek, üçüncü unsur ise şirketin finansal sağlığını analiz etmektir.
Yatırımcılar, bu üç temel faktörü göz önünde bulundurarak yatırım kararları verirler. Bu bağlamda, temel analiz yapan yatırımcının kullanabileceği bazı önemli veri kaynakları bulunmaktadır.
İlk olarak, Türkiye özelinde bakıldığında, TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) ve çeşitli yurtiçi ve yurtdışı araştırma kuruluşları ile yatırım bankalarının yayımladığı güvenilir makroekonomik verilerden faydalanılabilir. Ayrıca, bu kuruluşlar tarafından hazırlanan raporlarda, yatırım yapmayı düşündüğünüz şirketin faaliyet gösterdiği sektöre ilişkin önemli bilgilere de ulaşabilirsiniz. Ayrıca, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün çatı kuruluşları (örneğin Otomotiv Sanayi Derneği - OSD gibi) tarafından düzenli olarak yayımlanan raporlar da değerli bilgiler sunabilir. Örneğin, OSD, otomotiv sektörüne ilişkin aylık değerlendirme raporları yayımlayarak Türk sanayisinin üretimine dair makro veriler sunar ve Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlere, örneğin Tofaş, Ford Otosan, Karsan gibi firmalara ilişkin önemli verileri paylaşır.
İkinci olarak ise, şirkete ait çeyreklik ve yıllık finansal raporlar. Her üç ayda bir, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketler Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda yayımlanmak üzere finansal tablolarını halka sunarlar. Bu tablolarda, şirketin bahsedilen dönem içerisinde elde ettiği kazanç veya zarar, satış ve bu satışların maliyeti, şirketin varlıkları ve borçları gibi önemli finansal verilerin tamamı ayrıntılı bir şekilde bulunur. Bununla birlikte şirketler bu raporların yayında, faaliyet raporu ismi verilen ve şirketin belirtilen tarihler arasındaki faaliyetleri hakkında genel bir bilgi veren raporları da paylaşırlar. Ayrıca bazı kurumsal ve yatırımcısını önemseyen şirketler, ‘yatırımcı sunumu’ gibi çeşitli raporlarında yatırımcıları ile paylaşarak daha açık ve detay rapor sunarlar.
Özellikle finansal tablolardan elde edilen veriler ise temel analizi baz alarak yatırım yapan yatırımcılar açından oldukça önemli. Bu verilerden yola çıkarak hesaplanan bazı oranlar, yatırımcılar açısından oldukça değerli olarak görülüyor. Fiyat/Kazanç oranı, cari oran, özkaynak karlılığı gibi çeşitli veriler bu tablolardan yola çıkarak hesaplanabilir.
Bununla birlikte finansal tablolardan yola çıkarak bazı matematiksel işlemler ışığında, şirketin hisse senedinin gelecekteki değerini de öngörmeye çalışmak mümkün. Bu çerçeve de “İndirgenmiş Nakit Akımları”, ‘Hissedar Kazançları’, ‘Gelecek F/K Oranı’, ‘İndirgenmiş Temettü Analizi’ gibi bazı yöntemler, hem sektör profesyonellerinin hem de bazı bireysel yatırımcıların yatırımlarını değerlemek için kullandığı yöntemler arasında yer alıyor.
TEMEL ANALİZ İLE ZENGİN OLMAK MÜMKÜN MÜ?
Forbes tarafından yayımlanan dünyanın en zengin insanlarının gösterildiği listeye baktığımızda, 5. sırada, daha önce ‘Finansal Okur-Yazarlık’ sayfamıza çokça kez konu edindiğimiz, Warren Buffet’ı görüyoruz. Buffet, temel analiz prensipleri çerçevesinde kendine has yöntemleri kullanarak, dünyanın en zengin 5. adamı olmayı başarmış, dünya tarihinin gördüğü belki de en uzun süre başarılı olan yatırımcısı. Bunun yanında Warren Buffet kadar olmasa da, Peter Lynch, John Templeton gibi isimler de temel analiz esasları çerçevesinde yatırım yaparak hatırı sayılır bir servete ulaşmış isimler arasında bulunuyor. Dolayısıyla, temel analiz yöntemlerini uzun vadeli yatırım perspektifi ile birleştirip azımsanmayak miktarlarda getiri elde etmek, mümkün gibi gözüküyor.
BİR MUMDUR, İKİ MUMDUR…
Ve işte karşımızda ‘trendlerin’, ‘grafiklerin’ ve ‘mumların’ dünyası. Her ne kadar özellikle kripto paralar ile daha fazla adı anılsa da, aslında kripto paralar daha ortaya çıkmadan yaklaşık 1 asır önce –hatta muhtemelen o dönemler temel analiz bile pek sık kullanılmıyordu- teknik analiz hisse senedi yatırımcıları tarafından kullanılıyordu.
1877 – 1940 yılları arasında yaşamış olan Jesse Livermore, daha bir çocukken keşfettiği fiyat hareketlerinin tekrarı sayesinde ve yüksek miktarda şansın da etkisiyle, 1906 San Francisco Depremi, 1929 Ekonomik Buhranı gibi büyük kriz dönemlerinde adını kısa bir süre de olsa dünyanın o dönem için en zenginleri arasında yazdırmayı başardı.
Teknik analizin temelleri aslında henüz hisse senedine ait fiyat grafikleri dijital ortama dökülmemişken ve hızlı bir şekilde güncellenmiyorken, 1890- 1930 ekolü Wall Street spekülatörleri tarafından çoktan keşfedilmişti. Az önce örneğini verdiğimiz Livermore, o dönem fiziki olarak alınıp satılan hisse senetlerinin fiyat hareketlerini ‘tahtadan’ takip etmiş ve bazı hisse senetlerinin fiyat hareketlerinin dönem dönem belirli karakteristik özelliklere sahip olduğunu keşfetmişti. Herhangi bir temel analiz unsuru yoktu. Hatta çoğu zaman Livermore, hissesini aldığı şirketin ne iş yaptığını ve hangi sektörde olduğunu bilmezdi. Lakin yine de, kısa bir süre de olsa, iniş ve çıkışlarla dolu hayatında çok zengin olmayı başardı.
Günümüzde ise teknik analiz, basit bir fiyat takibinden çok öteye taşındı. Livermore ekolü spekülatörler, çok az matematikle, belki de matematiği hiç kullanmayarak, bazı gözlemler ışığında yatırım yaparken, şimdilerde teknik analiz, ağır matematiksel formüller kullanılarak hesaplanmış bazı ‘destek’ indikatörleri ile birlikte çok popüler.
Basit Hareketli Ortalama (SMA), genellikle kapanış fiyatları gibi belirli bir fiyat aralığındaki verilerin, bu aralıktaki dönem sayısına göre hesaplanan bir ortalama değerini ifade eder. Göreceli Güç Endeksi (RSI), ilgili periyottaki kapanış değerlerini, bir önceki periyottaki kapanış değerleriyle karşılaştırarak hesaplanan bir indikatördür. RSI, kısa ve orta vadeli trendin yönü hakkında öngörüde bulunmaya yardımcı olur. John Bollinger tarafından geliştirilen Bollinger Bantları, varlık fiyatının volatilitesini hesaplamak için kullanılır ve farklı fiyat hareketlerini izlemek için üst ve alt bantlar oluşturur.
Teknik analiz, bu tür indikatörlerin yanı sıra destek-direnç seviyeleri, trend analizi ve diğer matematiksel hesaplamaları içeren çeşitli yöntemleri içerir. Bu analizler, finansal piyasalardaki varlık fiyatlarının gelecekteki hareketlerini tahmin etmek için kullanılır.
Günümüzde özellikle teknik analiz, temel analiz bilmeyen ve yatırım serüvenine daha yeni başlamış yatırımcılar tarafından sık kullanılıyor. Bazı uygulamalar sayesinde, teknik analiz araçları kolayca grafiklere entegre edilebiliyor. Bunun yanı sıra yalnlızca yatırım dünyasına yeni atılmış olanlar değil, teknik analiz konusunda ciddi eğitimler almış ve bu konuda kendi geliştirmiş yetkin kişiler veya bu tip bir yatırım yöntemiyle isimlerini duyurmuş yatırım danışmanlığı firmaları da teknik analiz kullanarak getiri elde etmeye çabalıyorlar.
Hisse senedi piyasasında, geleneksel yatırımcılar genellikle teknik analizin, yatırım yaparken riskli ve spekülatif olduğunu iddia ediyorlar, çünkü bu yöntem belirli bir temele dayanmıyor gibi görünüyor. Ancak, bazı yatırımcılar teknik analizi, temel analizden farklı bir perspektif sunan ve daha hızlı kararlar alınmasına yardımcı olan bir araç olarak görüyorlar, özellikle kısa vadeli yatırımcılar için bu yöntemin kullanışlı olduğunu savunuyorlar. Teknik analiz kullanarak yatırım yapanların çoğunluğu, hisse senetlerini günlük olarak alıp satma eğiliminde olduğu için, kısa vadeli fiyat hareketlerinden faydalanmayı amaçlıyorlar.
Ancak, kısa vadeli sürekli işlem yapmak, aslında teknik analizin riski azaltma amacını aksine artırabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar, günlük olarak sürekli al-sat emirleri veren yatırımcıların, genellikle aldıkları kararların çoğunluğunda hata yaptığını gösteriyor. Ayrıca, sık sık al-sat işlemleri nedeniyle vergi yükümlülükleri de artabilir, bu da kazancın azalmasına neden olabilir.
Ünlü yatırımcılar arasında Warren Buffet, John C. Bogle ve Peter Lynch gibi isimler, sürekli olarak bir hisseyi sıkça işlem yapmanın gereksiz bir risk taşıdığı ve ayrıca ağır bir vergi yükü oluşturduğu konusunda hemfikirler.
Bunun yanı sıra, bazı yatırımcılar teknik analizi, temel analizle birleştirerek kullanmayı tercih ediyorlar. Bu yaklaşımı benimseyenler, temel analize dayanarak yatırım yapmayı uygun buldukları şirketlere teknik analizle tekrar bir bakarak doğru zamanı yakalamayı amaçlıyorlar. Bu şekilde, hem temel faktörlere hem de teknik göstergelere dayalı bir strateji geliştirmeye çalışıyorlar.